Hedeflerim var. Benim hedeflerim var. Çok para kazanmam lazım. Çok büyük mevkiye gelmem lazım. Çok büyük işler başarmam lazım. Çok … Çok… Çok… Bazen o kadar kaptırıyorum ki nerdeyse bu çokluk içinde kayboluyorum. Ara ara aklıma gelmiyor değil; Sanırım bu yüzyıl bana göre değil mi? Ne. Sanki bir kaptı kaçtı yarışmasındayım.
10 yıldır İstanbul’da dikkati mi çeken bir şey var. Afrika’dan gelmiş göçmenler. Fakir yoksul, çaresizlikten çıkış noktası bulamayan göçmenler. Ellerinde saat tablası, yaz olduğunda Güneşin altında kavrulan, kış olduğunda sokakta soğuktan tir tir titreyen göçmenler…
Ellerinde kendilerinin yaptığı saat tezgahıyla semt semt dolaşarak, akşama kadar saatlerini satmaya çalışan bu göçmenler, aynı zamanda üniversitelerde okumaya da çalışan göçmenlerdir.
Onlarında hedefleri var. Büyük işler başarmak istiyorlar. Ama bunları gerçekleştirmek için ilk önce hayatta kalma mücadelerinde başarılı olmaları gerekiyor. Acaba bu insanlar neden saat satıyor? Acaba kimse iş vermiyor mu? Acaba derilerinin renginden dolayı mı toplum içinden soyutlanıyorlar?
Her gördüğümde mazlum mazlumlar; Tramway da, otobüste, metroda sessiz sessiz konuşurlar, garipliklerini ve yabancılıklarını her hallerinden belli ederler. Ama yine de bence bir asil tarafları var onların. Onlar dilenmiyorlar, onlar illegal bir iş de yapmıyorlar, onlar alınlarının teriyle bir şeyler satıp hayat mücadelesi veriyorlar. Ama bu ülkede pek de böyle şeylere saygıları kalan insanlar kalmadı gibi.
Yarın birinin başına bir şey gelse ! Emin olun şu sözler kulaklarda yankılanacak;
Kumkapı da kalırdı, saat satardı, Afrikalıy'dı pek de önemli değildi…
….


